How not to have sex


111106
How not to have sex
Start.
“What does she want? What was the message of that touch? Am I being pushy? Should I continue? Should I not continue? Should I stop? Give a small break? What should I do? How should I do it? When? Is this okay? Am I too fast? Am I too slow? Wait; am I capable of understanding her reactions? Am I overreading her reactions? What did she mean by this? Did she mean anything? Does she mean anything? What do I want? Does it accord with what she wants? What does she want? Am I misinterpreting things? Is she okay? - “How do you feel?” - Damn it. Do I look ridiculous? How do I look? Am I too fat? Am I too thin? This is irrelevant. Concentrate. But on what? What does she expect me to do? What did she expect me to do? Am I being satisfactory? Should I slow down? Do I feel okay? Am I going to regret any of this? Am I being consistent with myself? How am I going to feel about this? How do I feel right now? Does she have any preferences? How can I get to know about it? Should I ask? When should I ask? How to ask? Maybe it's better to ask later? But later can be too late. Am I disappointing her? Am I disappointing myself? This is most certainly not how I imagined it. How did I imagine it? I didn't imagine myself overthinking, that's a fact. So, shouldn't I think? How much of this nonsense does she realize? What would she think? Would she empathize? Could she empathize with such ineptness? What would she like? What does she like? What does she want? Does she like this? Do I look too nervous? Am I too nervous? What should I do next?”
Halt.
“For sure, I will regret this.”
Rewind. Repeat.
(to be improvised with particularised acts and feelings)

Interactions


111105
Interactions

To the public: In order to avoid any misunderstanding, I wish to announce that I do not appear in this picture. It is the first serious drama written and directed by myself.1

Empty stage. Woman sitting on the floor, in the middle. Man enters left, approaches the woman, stops in front of her. She does not notice. Silence. Man walks to the right; about to exit, stops and turns back.
+ Is there anything I can do?
* (As if realized his existence long ago.) Well, not much, but you could try.
+ Tell me.
* Do not hesitate to improvise.
+ Is that it?
* No.
+ So?
* I guess there isn't anything you can do.
+ I really wanted to make a change.
* Maybe next time.
+ Which next time?
* Well, in general.
+ (Confused.) I'm not following.
* Exactly!
+ Is there anything you can do?
* Well, not much, but I could try.
+ Would you?
* Maybe next time.
+ This is becoming significantly disturbing.
* Which?
+ In general.
* I see.
Silence. Man reluctantly approaches the woman.
+ For as long as I've known myself, …
* Some fifteen minutes, that is?
+ Does it matter?
* Not much.
+ May I continue?
* You could try.
+ What was I saying?
* Exactly!
Silence. Man walks towards the woman. They look at each other. Long silence.
+ Is there a way out?
* (Surprised) Is there a way in?
+ Not that I am aware of.
* There you are.
+ I am about to give up.
Silence. Man leaves, re-enters, walks to the other side of the stage, leaves, re-enters, stops in front of the woman. She does not notice.
+ Is there anything I can do?
Curtain.

1 A Woman of Paris by Charles Chaplin. Chaplin's personal preface in the beginning of the movie.

Facebook'tan Önce Son Çıkış - Personal Facebook Phase-Out

Facebook'tan Önce Son Çıkış bilgilendirme notu 1


(scroll down for English)


Facebook hesabımı kademeli olarak kapatmaya karar verdim. Kişisel blogumu daha yoğun olarak kullanacağım; benden haber almakla ilgileniyorsanız blogu eposta ile takip etmek isteyebilirsiniz.


Facebook'ta çok fazla zaman harcadığımı fark ettim. O yüzden sırayla şu adımları atmayı düşünüyorum:

* Facebook sohbette çevrimiçi olmamak

* herhangi bir şey paylaşmamak ve paylaşılanlara yorum yapmamak

* arkadaşlarımla eposta bağlantıları inşa ederek Facebook dışında temasta kalmak

* profilime bir süre hiç girmemek

* profilimi geçici olarak kapatmak


İçinizden gelen ilk fırsatta bana eposta ile ulaşırsanız çok sevinirim.


sevgiyle,



Personal Facebook Phase-Out notice 1


I decided to phase out my Facebook account. I will use my personal blog more frequently; if you are interested in hearing from me, you might want to follow by email notifications.


I realized I am wasting too much of my valuable time on Facebook. Therefore, I consider taking the following steps:

* not being online on Facebook chat

* not posting anything and not commenting on any posts

* reestablishing email contacts with friends to keep in touch outside the realm of Facebook

* not to login to my profile for some time

* put my account on suspension


I kindly urge you to contact me by email whenever you feel like it.


best of bests,

"Sinifsal birlik ve beraberlige en cok muhtac oldugumuz su gunlerde..."


Sınıfsal birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde...” ya da Kalkınanların adaleti altında kalmaya direnenlere methiye
100724
İmamın Ordusu kitabını yazarken, dokunduğu için yakılan Ahmet Şık 4,5 aydır; KCK Adana sorumlusu olduğu iddiasıyla tutuklanıp halen ifadesi dahi alınmayan Seyithan Akyüz 20 aydır; Devrimci Karargah üyeliğinden tutuklanan, Bilim ve Gelecek dergisi editörü O. Baha Okar 11 aydır; Ozan Yayıncılık'ta bulunmak deliline dayanarak “terör örgütü üyeliği” gerekçesiyle tutuklanan Cihan Gün 7 aydır; Ergenekon terör örgütü üyeliğinden tutuklanıp halen iddianamesi hazırlanmamış olan Odatv imtiyaz sahibi Soner Yalçın 5,5 aydır içerideler.

Bu kişilerin ortak özellikleri nedir, diye düşününce elbette ilk akla gelen AKP politikaları aleyhinde yayıncılık yapmış olmaları. Ancak ben şimdi başka bir ortak özelliklerine dikkat çekmek istiyorum: Abi-adamlar-çalışıyor özelliklerine.

Bugün, 39 tutuklu gazeteci, Türkiye Gazeteciler Sendikası öncülüğünde Tutuklu Gazete'yi çıkardılar. Tutuklu Gazete, Birgün ve Evrensel gazeteleriyle ücretsiz olarak dağıtıldı. F Tipi Cezaevi'ne koysan gene inatla gazetecilik yapan insanlardan bahsediyoruz burada. Cemaatçilerle ilgili yıllardır söylenegelen konformist “Abi adamlar çalışıyor yani sonuçta” ezberini bozmak için bundan iyi zaman olamaz.

Öncelikle; “adamlar” çalışıyor da bize mi çalışıyor? Çılgın Proje'den nükleer santrale, duble yollardan YGS şifrelerine kadar; termik santral projelerinden kadına yönelik şiddetteki astronomik artışa, Metin Lokumcu'nun öldürülmesinden genetiği değiştirilmiş gıdalara verilen izne kadar; adamlar çalışıyor, evet. Adamlar çalışıyor. On binlerce öğretmen atama beklerken, AKP kurmayları dönecek köşe arıyor. Ekonomi kalkınıyor; bir bizler kalkınamıyoruz mübarek.

Dahası, asıl bizler çalışıyoruz. Barış Pehlivan Tutuklu Gazete için kendiyle yaptığı röportajında anlatıyor işte, eşiyle haftada 45 dakika görüştüğünü. Şimdi bu aynı kişi, gazete çıkarıyor: Abi, sanki bu “adamlar” da çalışıyor.

Ha, bizim bu gazeteyi ücretsiz olarak devlet dairelerine ve esnafa dağıtacak paramız yok. Bizim kimseye sınav şifreleri vermeye de niyetimiz yok. Biz değiliz Mustafa Balbay'dan Hatip Dicle'ye kadar, milletvekillerini meclise dahi sokmayan.

Bizler, birbiriyle kavgalı veya en azından anlaşmazlıkları olan, bu ülkenin ilericileri, demokratları, sosyalistleri, devrimcileriyiz. Biz çalışıyoruz. Daha iyi bir dünya için çalışıyoruz elimizden geldiğince. Hem de oldukça zor koşullar altında çalışıyoruz farkındaysanız.

Bu “Abi adamlar çalışıyor” söylencesinin ardından gelen “Yiğidi öldür hakkını yeme” atasözü de eşit derecede konformist. Ne ala memleket! Yiğit olan biziz; biber gazından satırına, otel yangınından işkence odasına, öldürülen biziz; üstelik tüm bunlardan sonra hakkı yenen yine biziz. Nasıl olacak da olacak, aklıma yatmıyor bir türlü.

Yok öyle yağma! Asıl bizim “adamlar” çalışıyor; çalışıyoruz. Hamdiye Çiftçi, Tutuklu Gazete'deki yazısını “Gelin hep beraber bu karanlıkları aydınlatalım. Bu ateş bizi yaktığı gibi sizleri de yakmadan.” diyerek bitirmiş. Ya bizim çalışan “adamlar”a omuz verilecek, el verilecek, yürek verilecek; ya diğer çalışan “adamlar”ın dünyası hepimizi yutacak. “Şakayı bırak... İyice örgütlenmiş ve her şeye kararlı kimseler karşısında bulunuyoruz...” diyordu bir kovboy, Express dergisinin 118. sayısının kapağında. Ben de daha fazlasını söylemiyorum zaten: Bunun karşısında durmak için, şakayı bırakmak gerekiyor, örgütlenmek gerekiyor, kararlılık gerekiyor.

Harikalar Diyarina


110606
Harikalar Diyarına

Kral, “Okuyun şiiri!” dedi. Beyaz Tavşan gözlüğünü taktı. “Neresinden başlayayım, efendimiz?” diye sordu. “Başından başla,” dedi Kral olanca ciddiliğiyle. “Sonuna gelinceye kadar okumayı sürdür, sona gelince dur.”

Rüyamda böcekler görüyorum. Uyanmak da işleri hiç kolaylaştırmıyor. Kendi hayalleri içerisinde boğulmak da marifet sayılabilir. Kimi kandırıyorum? Belki yeterince uğraşırsam kendimi kandırabilirim ama uğraşamıyorum yoruluyorum bıkıyorum gözüm başka konulara kayıyor biraz tatlı yiyorum tüm sorunları ve bizzat kendimi kısa devre yapıyorum.

Kral, “Hiçbir anlamı yoksa dünya kadar zahmetten kurtulduk demektir,” dedi. “Anlarsınız ya, anlam bulmaya çalışmamıza gerek kalmıyor artık.”

Belki yeterince uğraşırsam kendimi kandırabilirim ama derdim kendimi değil kendim dışındaki herkesi kandırmak olduğundan lafı dolandırmanın manası yok. “Sözün bittiği yer”deki rezaleti görmek için resim galerisini ziyaret edin. Ya da yorulun artık bu saçmalığı okumaktan.

Mart Tavşanı ona dönerek, “Daha çay al, lütfen,” dedi, büyük bir candanlıkla. Alis gücenik sesle, “Henüz hiçbir şey yeyip içmediğime göre dahasını alamam ki!” dedi. “Daha azını, demek istiyorsun,” dedi Şapkacı. “Çünkü hiçten daha çoğunu almak çok kolaydır.”

Derdim kendimi değil herkesi kandırmak olduğundan, arananözlenenbeklenenarzulanansevilenözlenenciddiyealınanistenenmerakedilenözlenen biri olmak istediğimi doğrudan söylemeyi seçmeliyim. Ancak bu şekilde, ancak abartılı, süslü püslü, botokslu bir dürüstlükle karıştırabilirim kafalarını.

Öyle,” dedi Düşes. “Bundan alınacak ders de şu: Ah, sevgidir, sevgidir dünyayı döndüren!” Alis alçak sesle, “Birisi bana dediydi ki, dünyayı döndüren, herkesin kendi işine bakmasıymış,” dedi. Düşes, “Eh, ne yapalım, zaten ikisi de aşağı yukarı aynı anlama gelir,” diye yanıtladı.

Abartılı, süslü püslü, botokslu bir dürüstlükle hepsini aldattığımı varsaysak bile, nasıl olup da istediklerimi yapmalarını ve hatta istediklerimi yapmayı istemelerini sağlayacağımı bilemiyorum. Zaten işin püf noktası burası, zarafetten yoksun bir oyuncu ancak buraya kadar gelebiliyor yarım yamalak taktiklerle. Gerisi yetenekli olanlara kalmış; doğal olarak seçilmeyen, elenir doğal olarak.

Büyüseydi çok çirkin bir çocuk olurdu,” dedi kendi kendine, “oysa domuz olarak pekala yakışıklı sayılır bence.”