One can always state the incorrect in a politically correct way.


110310
One can always state the incorrect in a politically correct way.


A small street at night. Foggy. The street is empty. Nothing except the digestive sounds of the city.

+ Enters from the left. (bored) I am heavily uninterested in how you feel.
- Enters following. (surprised) I thought you felt the same way.
+ Halts. (does not understand) What do you mean?
- Keeps walking. I thought you felt the same way.
+ That you are uninterested in how I feel?
- Halts. No, no. That your being uninterested is invalid as you already feel the same way as I do.
+ And you thought this could be the case?
- (exhausted) Hope is for free..
+ You never learn, do you?
- I learn, but then I forget.
+ No, you don't. You just pretend to forget.
- This is all I can.
+ Forgetting?
- (impatient) Pretending!
+ I can understand that.
(Silence.) They approach each other.
+ There is a bold enough line separating courtship from molestation, but apparently you don't have it.
- That's the idea. Let's insult each other.
+ You believe there is a recipe for everything, don't you?
- No.
+ But you act that way.
- I believe that for everything there is a recipe.
+ I thought you stopped being mathematical for a change.
- I am against changes.
+ No, you are simply unable of changing.
- It comes to the same thing.
(Long silence.)
- You think we will ever achieve honesty?
+ You like it when I insult you, don't you?
- That wasn't the question.
+ Indeed it was.
- Thinks. Hesitates. Maybe..
+ There must be a way out of this.
- Out of what?
+ Your desperateness.
- Can you cure me?
+ You are incurable.
- But you talked about a way out of this.
+ A way for me to escape.
- You could just walk away.
+ True! Leaves from the right.
- That was rather unoriginal... Leaves from the left.

Naturmort

110127

Natürmort


İtina ile hayatlarda boşluk doldurulur. Herkesin birbirine sıva muamelesi gösterdiği bir toplumsal form sadece sağlıklı ve gerçek olmakla kalmaz, aynı zamanda ilişkilerde asayişi de sağlar.

Kullan-at ürünlerin ekonomik verimliliği ve ucuzluğu malum. Kimsenin fazlasına kafa yormasına gerek yok. Zamanı dolan oyuncu sahneyi terk etmek zorunda. Rolsüz oyuncu olmaz. Nasıl ki önceden oyuncusuz rol olamamışsa aynen öyle.

Bu bir şaka değil, bir dertlenme değil, bir yakınma değil. Her şey açık, her şey net, her şey bir varoluşsal mızmızlanmanın iması.

Her yalan gizlenebilir, her yanlış örtbas edilebilir. Bunu anlamak için ne dehaya, ne de mastürbasyona gerek var.

Değişen bir şey yok. Değişmeyen şeylerde zaten sorun. Şaşılacak bir şey olmaması da dahil, şaşılacak bir şey yok. Basit bir “Mesela...” esprisinin başı ile sonu arasındaki süre yanıltıcı derecede uzun sürdüyse bunda esprinin suçu yok.

Cadı avları, cadı ilan edilenlerin aslında cadı olmadıkları anlaşıldığı için bitmemiştir.

Ikiyuzlulugun iki yuzu


110126
İkiyüzlülüğün iki yüzü

Pretend

İstisnai zamanlar; işlerin yolunda gittiği, hayatın manifestolaştığı. Böyle zamanların başlarında, keyfini çıkarmak için suni bir çabaya girerdi; mantık buna zorlardı: çok seyrek denk gelecek bir fırsatta anı yaşamanın kime ne zararı olabilirdi; geniş hacimlerde, genleşmek yerine zorlama bir özkütle sübvansiyonunun kime faydası olabilirdi? Yaşamfobik görünmemek için, hayalleriyle gerçek dünya arasında bir bağıntı varsayardı: Nihayetinde; karamsarlığın yeterince gerekli olmadığı durumlar olabilirdi belki.
Ama bu kontrol edilemez bir ukalalık patlamasına ve özgüven enflasyonuna sebep olurdu. Aşırı özgüven üretimi aşırı ukalalık istihdam edilmesine yol açar; özgüven piyasasındaki hızlı borçlanma, gelmekte olan krizin alarmını verirdi. Ama dedik ya; tutunamayan dizginlerinden özgürleştirildiği anda, gölgesiyle ilgili ahkam kesemediği ağacı keserdi.

Existent

Ve tabii ki her istatistiksel şakanın bir sonu olurdu. Bu son, filmlerdeki gibi olmazdı ve tam da bu yüzden filmlerdeki gibi olurdu: Gerçeklik hiçbir biçimde değişikliğe uğramadan, hiç kimse (ama hiç kimse) tutumunu veya düşüncesini değiştirmeden; sadece olayların doğal gelişimi dahilinde, her şey üst alt olurdu.
Tam da filmlerdeki gibi, çünkü filmlerin sonu başından bellidir. Tam da filmlerdeki gibi, çünkü filmlerin sonunu izleyiciler dışında herkes tüm detayıyla bilmektedir, filmlerin sonu sadece izleyici için sürprizdir.
Gözlenen gözlemci için durum daha karmaşıktır tabii ki. Saatlerce tepetaklak durmuş birinin yeniden ayaklarının üzerine basmasıdır onun başına gelen. Gerçek dünyadaki gerçek insanlar gerçek davranışlar sergilemeye devam ederler. Dünya tersine dönmüştür bir kez daha.
Her şey doğal akışında görünürdü öte yandan. Gözlenen gözlemcinin baş dönmesi, durumu idrak etmesine engel olurdu. Taşlar yerine otururdu, o ise taş kafalılığına sövmesine rağmen oturamaz, oradan oraya koşturur dururdu.
Bozuntuya vermemeye çalışırdı: Aslında tüm bunların böyle olacağını önceden bildiğini anlatırdı herkese, kendiyle ilgili tahlillere girişirdi, bu tahlillerle ilgili yazılar yazardı. Böylece döngü tamamlanırdı. Hataların diyeti verilir, hayaller gerçek dünya tanrısına kurban edilir, üretkenliğin yerini saldırganlık ve kin alır, ve saldırganlık ve kinden üretkenlik devşirilirdi.

Gecekondu mahallesinde yasayip fildişi kulelerinde yasamakla itham edilmek ya da Orgutlu mucadeleye davet


110118

Gecekondu mahallesinde yaşayıp fildişi kulelerinde yaşamakla itham edilmek ya da Örgütlü mücadeleye davet

Amma iş! Öğrenciyle konuşuyorsun “İşçilerde hareketlilik yok” diyor; işçi artık sanayi sektörünün emek piyasasındaki payının küçüldüğünden dem vurup pası memura atıyor; memurun tuzu kuru, işsizlerden ve güvencesiz çalışanlardan eylem bekliyormuş; güvencesiz çalışanların işi başından aşkın “Eskiden böyle miydi, öğrenci hareketleri vardı her yerde.” diyor. Gençler yaşlılar olmadan kendine güvenip politika üretmiyor, yaşlılar -sanki Demirel'i, Özal'ı, Erdoğan'ı gençler yumurtlamışlar- gençleri apolitik olmakla suçluyor. Devrimci durum olduğunda babam da devrimci olur. Ama devrimci durum da mantar gibi bitmez öyle kendiliğinden ağaç diplerinde.

Başka bir dünya mümkün tabii ki, ama aslında başka birçok dünya mümkün. Önemli olan bizim hangisine oynadığımız.

Halk evden işe işten eve koşturup duruyor. Halk onların dediklerine kanıyor. Halk eylemsizleşiyor. Halk muhafazakarlaşıyor. Doğrudur herhalde, ama, kimdir bu halk? Halk tüm bu sayılanlarsa biz kimiz, burjuvazi mi? Samimiyetimle söylüyorum, benim holdingim de yok, fabrikam da.. Bandı geri sarın: halk biz değilsek bile, biz halkız. Proletarya, üretim araçlarına sahip olmayan toplumsal sınıftır. Ve yalnızca bu yüzdendir ki, kimse kimseye devretmesin görevini, saray önünde bekçilik etmiyoruz burada. 80'lerde solcular arasındaki “Burjuvazi kaçmıyor, devrim kaçmıyor, aceleye gerek yok, yavaş yavaş düşüne düşüne gidelim.” esprisinin modası geçti küresel iklim değişimiyle beraber. Şimdi elimizi çabuk tutma zamanıdır.

Ortada epi topu bir dünya var değiştirilecek. İşimiz o kadar da çok değil yani.

Demem o ki; gelin bu işi beraber tatlıya bağlayalım. Ya da gelmeyin, daha iyi bir fikriniz varsa kendi yolunuzu çizin, mutlaka kesişecek yollarımız bugün yarın. Demem o ki; devrim birimizden birimizin haklı olduğu ortaya çıkınca değil, bizler devrimi hakikaten yaptığımızda gerçekleşecek.

Dershanede çözdüğü kadar işçi probleminin binde birini dershane dışında da çözmeye hevesli kimse kalmadı mı? Benden size teminat, dershanelerdekinden de sık deneme sınavı yapacağız beraber.

Tabiat Kanunu tasarisi: Tabiat kanunlariyla ulke yonetmek


101101
Tabiat Kanunu tasarısı: Tabiat kanunlarıyla ülke yönetmek

AKP'nin sunduğu ismiyle “Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” tasarısı, benim bu yazı boyunca anacağım ismiyle “Tabiat Kanunu” tasarısı; muhaliflere, politika tarzı konusundaki tüm görüşlerini baştan düşünmeleri için çok uyarıcı bir anlam ihtiva ediyor.
Birkaç yıl geriden itibaren, Türkiye gündemini meşgul eden bazı olayları hatırlayalım. Sonra neden bu tasarıya "Tabiat Kanunu" dediğim daha iyi anlaşılacaktır.

  1. Anayasa değişikliği referandumu rezaleti; ya da "Halka sorduk 3 popüler cevap arıyoruz"
Referandum sonucuyla ilgili sol cenahtaki mahcubiyeti anlamakta zorlanıyorum. Referandum, bizim zaferimizdir: Evet %41.9 ; Hayır %30.3 ; Boykot/Katılmayan %26.3. Dikkat edelim, toplumun sadece %42'sinin, mutlak azınlığın onayıyla anayasa değiştirildi. Bu, Türkiye'de bile daha önceden gerçekleşmemiş bir rezalet. Dahası var: Bu oran, anayasa değişikliğine TBMM'deki desteğin bile altında.
Sözde, parlamentoda çözemediler, yeterli çoğunluğu sağlayamadılar, "halka" sordular. E halk meclisin bile altında bir destek sundu. Azınlığın desteğiyle anayasa değiştirildi, kimse bunu ilginç dahi bulmadı.
  1. Ergenekon, KCK, Devrimci Karargah; ya da "Size uygun şu modellerimiz var"
Bambaşka politik iddialara sahip insanlar öznesi bu soruşturmaların. Ama işleyişteki muhteşem uyumu gözden kaçırmayalım. Asılsız ispatsız kanıtsız iddialar, bu iddialara dayanarak tutuklamalar, neyle nasıl suçlandığını dahi bilmeyen sanıklar, binlerce sayfalık iddianamelerin altında hapiste geçen aylar, yıllar...
Hukuk bitmiştir. Keyfiyet devri, astığım astık kestiğim kestik devri başlamıştır.
Bunu anlayabiliyor musunuz, hissedebiliyor musunuz? Bu gece birileri sizin evinizi basabilir, sadece bu yazıyı okuduğunuz için sizi iki sene gözaltında tutabilir; ardından da yüzlerce sayfalık bir iddianamede, bilgisayarınızdaki şarkıların isimlerinden pantolonunuzun rengine kadar envai çeşit kanıtla karşı karşıya kalabilirsiniz.
  1. Tabiat Kanunu ya da "Doğa kanunlarıyla ülke yönetmek"
AKP'nin yeni yumurtası Tabiat Kanunu der ki, geçmişte doğal sit alanı ilan edilmiş alanların statülerini iptal ediyoruz, doğal sit ilan etme yetkisini de Çevre ve Orman Bakanlığı'na veriyoruz.
Yani der ki, geçmişin hukuku bizi bağlamaz, buralar böyle komple bizimdir, dilediğimiz gibi at koştururuz. Yani der ki; hukuk biziz, biz ne dersek o olur, siz bir kenara çekilin şöyle oturun uslu uslu oynayın bakayım.
Talanı gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Abartılı bir benzetme olarak, evinize girip saksınızdaki çiçeği "buradan boğaz köprüsü/sahil yolu geçecek" diye kesen devlet memurları hayal edesim geliyor, hükümetin aklına girmekten korkuyorum.
  1. Hukuksuzluk tek geçer akçe oldu ya da "Para para para..."
Daha önceden fark edenler vardır, ama altını çizmekte fayda var: Hukuk bitmiştir. Hukuk mücadelesi, arkadaşlar arasında yapılacak bir şakaya dönüşmüştür.
Burjuvazi hükümetleri, hiçbir zaman bu kadar azgınlaşmamıştı. Yani, burjuvazinin azacağı varsa darbe falan bir şeyler ayarlar, yolunu bulur. Ama bu kadar arsızca, bu kadar "önümüze çıkana bin tekme" bir parlamenter politika görülmüş şey değil.
"Yasallık", bizzat yasama organı tarafından devre dışı, konu dışı bırakılmıştır.
  1. Mücadeleye davet ya da "... Ya Barbarlık!"
Bizi kendi hak anlayışımız bağlar. Tüm mücadelemizi sil baştan düşünme zamanı geldi de geçiyor. Hukuk bitti; dava kazanmakla hidroelektrik santral durdumak arasında -değil politik ya da hukusal- mantıksal bir bağıntı bile kalmadı artık.
Durdurmadığımız baraj durmayacak. Adalet ve Kalkınma Partisi hükmettikçe adalet beklemede tutulacak.
Burjuvazi gemi azıya aldı. Tüm politik taktiğini rest çekme üzerine odakladı. Bunu bir davet olarak alalım. Artık mücadelenin kuralları değişti. Daha doğrusu; kural kalmadı. Demek ki artık oyunun kurallarını biz koyabiliriz.